ÇOCUK:Çocuk kavramı, gözlemledeğimiz anlamda yaşı küçük olan insan yavruları için değil, içimizde farketmemizi ve onu sevgi ve bilgileklikle büyütmemizi bekleyen benlik durumlarımızdan birinin adıdır. Kişi, içindeki çocuk fenomenini sürekli duyar ve bununla ilgili espriler bile yapar ama bir yetişkin olabilmek için içindeki çocuğu nasıl büyüteceğini mutlaka öğrenmesi gerekir.. Ben indigo çocuklar, kuantum çocuklar ve kristal çocuklar ile ilgili ebeveyn kitaplarını öneririm.. Bu kitapları okuyarak insan içindeki çocukla karşılaştığında ona nasıl davranması gerektiğini öğrenebilir . Peki içimizdeki çocuk ne zaman gün yüzüne çıkar? Yetişkin kimliği çocuk benliğin üzerini örten bir kabuk gibi düşünürsek eğer, kabuğun zayıf olduğu, yani yetişkinin hayat karşısında aciz kaldığı, kontrolü yitirdiği durumlarda, en güçlü yanımız olan çocuk benliğimiz kontrolü ele alır.Adeta şöyle der: "Sen başaramıyorsun, kenara çekil ve işleri bana bırak. " Ve kontrolü ele alır. Bu alegorik şekilde anlatayım.. Dünyanın katmanlarını gözünüzde canlandırın. manto, yetişkin benlik olsun..Yani dünyanın göz önündeki, herkes tarafından öncelikli algılanan kısmı... İçinde su küreler, ateş küreler vardır ama dünya hep kabuk kısmından ibaret olarak algılanır.. Oysa, big bang olduğunda kabuk değil, ateş vardı.Asıl yaratıcı enerji içteki görünmeyen ateş parçasıdır.. Zamanla ateş kendi etrafında dönmeye başladı, yani evrenin ortamına ayak uydurdu, bir nevi evrenin sosyal yaşamına, sosyetesine ayak uydurdu ve evrendeki diğer şeyler gibi dönmeye, onların ritmine ayak uydurarak dans etmeye başladı, kendi etrafında ve annesi güneşin etrafında dönerek oynamaya başladı.. Birden bunun bir dans, bir oyun olduğunu unuttu ve dönmenin bir vazife ,bir iş olduğu inancına kapıldı. Bu şekilde düşünmek, içteki gerçek benliğini, yani yaratıcı alevini baskı altında tutup, diğer kardeşlerini model almasına neden oldu. Ve katılaştı, sertleşti..Sertleşirsem daha güçlü olurum diye düşündü.. Ama içteki çocuk uygun anlarda, dıştaki kişiliğin zayıfladığı durumlarda sürekli gün yüzüne çıktı ve her çıktığında dış katman üzerinde hasara yol açtı... Depremleri depresyonlar, yanardağ patlamalarını da sosyal çatışmalarımız, çöküşlerimiz, dibe vuruşlarımız olarak kabul edersek, çocuğun hayatımızda ne denli etkili olduğuna dikkati çekmiş oluruz.. Amaç çocuğu baskılamak değil, çocukla dost olmak, onu sevgiyle anlamak, hayatımıza ne zaman dahil olacağını kestirerek bunu bir yıkım olarak değil, büyük enerjiye kavuşmak olarak kutlamaktır. Düşünün bir, eğer bile bile fay hatları üzerine evlerimizi kurmasaydık insanlar ölmeyecekti.. Eğer savaşlara ve nükleer enerjiye harcadığımız teknolojiyi , volkanik faaliyetlerden enerji üretmeye harcasaydık, bütün dünyada bedava bir enerji kaynağına sahip olabilirdik... Yani, ilaçlara, psikologlara harcadığımız zamanı, günde 10 dakika içimizdeki çocukla bağlantıya geçip, kitaplardan öğrendiğimiz gibi çocuğumuza anne sevgisi, baba rehberliği ,bilgeliği sunmaya harcamak ,böylelikle onun fay hatlarını sevgiyle takip etmek; dışımızdaki dünyaya göre kendimizi şekillendireceğimize, içimize yönelip içimizdeki yaratıcı güçle dışımızı şekillendirmeye odaklanmak, kendimizi iyileştirmek yolunda atacağımız en önemli adırmdır.. Ağaç yaşken eğilir ve içimizde usta eller tarafından eğilmeyi bekleyen bir ağacımız var...
İçinizdeki çocukla iltişime geçmek için GNOSEİ SEAUTON KİŞİSEL GELİŞİM&KOÇLUK MERKEZİ'Nİ ARAYABİLİRSİNİZ.
tıklayınız: http://www.facebook.com/pages/GNOSEI-SEAUTON/126991167410444?ref=tn_tnmn
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder