Her insan, içinde sıcak bir aile yuvasıyla dolaşır. Herkes içinde bir anne, bir baba ve sevgiyle hoşgörüyle rehberlik edilerek büyütülmeyi bekleyen bir çocukla birlikte yaşar. Kişinin tam bir yetişkin olabilmesi için içindeki bu ailenin sevgi, uyum ve bilgelikle rollerini oynamasını gerekir.
İçimizdeki anne baba çoğu zaman dışımızdaki ailemize göre şekillenir. Herbirimiz bilgelik ve sevgiyle büyüyen birer aşk çocuğu olmadığımıza göre, çoğu zaman kendimizle ve çevremizle olan ilişkilerimizde çıkmazlara düşeriz. Bunun sebebi de kesinlikle içimizde bizi sürekli eleştiren , yargılayan cezalandıran ebeveynlerin ve bu muameleden rahatsız olan çocuğun taktiklerinin çatışmasıdır.
Anne: Anne karnındayken çocuk bütün kaygılardan azade yaşar. Ana rahminde sıcaklık tam da küçük, yeni oluşan bedenin keyif alacağı gibidir ve çocuk sonsuz bir varlık akışı içindedir. Sevgisiz kalmak, aç kalmak gibi sıkıntıları yoktur. Bebek daha dünyaya gelirken dölyolundaki tehlikelerle karşılaşır . Bir insanın yaşayabileceği en tehlikeli yolculuk tecrübesidir bu. Dölyolunda uzun zaman geçirenler esaslı klostrofobikleri oluşturur. Kapalı ve dar yerde kalma korkusunun ana nedeni budur. Sonra düşme ve boğulma korkusu gelir. Ana rahminden ayrılmanın yarattığı travma ve ilk nefesi alana kadar geçen nefessizlik süresi, bu korkularımızın hayatımızda kaplayacağı yeri belirler. Sevgi dolu ve şevkatli bir anne eğer ilk andan itibaren sevgisini çocuğuna koşulsuzca geçirmeyi başarabilirse bu korkular hayatın içinde kendilerine yer bulamadan silinip giderler. Bir annenin asli görevi çocuğunu koşulsuzca sevmek ve bu sevginin sıcaklığıyla sarıp sarmalamaktır. Bir annenin en temel ödevi mutlu ve huzurlu bir anne olmaktır. Anne ne kadar rahat ve mutluysa çocuk da o denli mutlu olur. Bir anne doğum yaptığında herkes önce çocuğun bakımıyla ilgilenir. Fakat tam tersi olmalı ve annenin ihtiyaçları öncelikle karşılanmalıdır. Yaşam koşulları gereği hem anne olmayı hem de baba olmayı seçmek zorunda kalan anneler, aslında babanın olması gereken rolleri ve görevleri de üstlenirler. Çocuğuyla tam bir anne şevkati ve anne enerjisi ile iletişim kuramazsa, bir baba gibi davranmaya çalışarak -tabi doğal olarak anneden baba olamayacağı için babanın bilgelikle yapması gereken rehberlik ve yol göstericilik görevini anne yapmaya çalışır ve enerjisel boyutta bir otorite unsuru olmayan anne, sevgi ve şevkatle yürütemediği bu rolü, baskı ve eleştiri okları aracılığıyla yapmaya çalışır. Bu da anne ve çocuk arasındaki sevgi akışının zarar görmesine neden olur. Anne sürekli eleştiren, dırdır eden, aşırı baskıcı bir duruma düşer çocuk gözünde. Oysa annenin doğası gereği sıcak ve sevgi dolu bir kucağı temsil etmesi gerekir. Tüm dünya onu eleştirirken huzuru bulacağı, ne yanlış yaparsa yapsın sığınacağı tek yer annenin kucağı olmalıdır çocuk nazarında. Anne, tam bir kadın ve anne olmayı başarabilmişse, çocuk da doğal ve sağlılı bir çocuk olur.
Baba: Bir insanın enerji olarak içinde en karmaşık ilişkiyi yaşadığı kişi babadır. Bir erkeğin de en zor görevi baba olmaktır sanırım.Çünkü erkek yapısı gereği, sert bir yapıya ve kesin kurallara sahiptir. Çocuğuyla iletişim kurma imkanı ve alanı çok kısıtlıdır. Bu durumda da ilk çatışmadan itibaren çocukla babası arasında bir kopukluk başlar ve bu görevi başaramayacağına kani olan baba, görevini genelde annenin omuzlarına yükler. Oysa bir erkeğin gerçek gücü ve başarıyı deneyebileceği eşsiz labaratuvardır aile ortamı. Ve bu deneyimi kendi yuvasında deneyimleyememiş birçok erkek meslek ve arkadaş ortamında bir yönüyle sivrilmeye çalışarak bunu telafi etme yoluna baş vurur. Bir babanın gücü, karizmasında ve bilgeliğinde gizlidir. Yeryüzünde hiç kimse kaba bir güç gösterisiyle karşısındakinin saygısını ve sevgisini kazanamaz. Bu, içten gelen, babanın her türlü zorlukla nasıl mücadele ettiğinin , problemlere nasıl çözüm getirdiğinin toplamının oluşturduğu bir güç kavramıdır. Baba, çocuğun hayatında güvenlik ve rehberlik görevini panik yapmadan bilgelikle başabilirse, çocuk kendini hayatın akışına bırakabilen, yaşamdan korkmayan, cesur ve özgüveni yüksek bir birey olur.
Biz sevgiyi annemizden, özgüveni de babamızdan miras alırız. Onların bu konudaki eğilimlerini gözlemlemek, içimizdeki seslerin kime ait olduğunu bize anlatmakta ve kendi parçalarımızla tanışmamızda büyük kolaylık sağlar.
Çocuk: Bir çocuğun kişiliği ailesi tarafından gerektiği şekilde desteklenip doğru biçimde yönlendirilmemişse, doğal çocuk bozulmalara uğrar. Kişiliğini korumak için bazı yollara başvurur ve doğallıktan uzaklaşır. Buna "Uyarlanmış Çocuk" denir. Çocuk, sürekli kendine yöneltilen eleşetirilerden rahatsız olduğunda kendine bir kaçış alanı yaratabilir veya tam tersi, daha çok asileşerek saldırgan bir tutuma bürünebilir. İlişkilerde yaşadığımız bozulmaların kökeninde anne ve babaya karşı geliştirilen bu kaçma veya saldırma taktiklerini, hayatımızın genelinde karşılaştığımız herkese
Herkes bir zamanlar mutlaka çocuk olmuştur. Ama çocuk olarak kalmak mümkün değildir. Çocuğun büyüyüp zaman içinde bir yetişkin haline gelmesi gerekmektedir. Yaşı büyüyen herkes bir yetişkin olamayabilir. Kişiyi yetişkin yapan, içindeki anne ve babanın , içindeki çocukla ve birbirleriyle olan ilişkisidir. İçindeki aileyi, halihazırda kendini dünyaya getiren ailenin yanlışlarından arındırıp yeniden yapılandıran, içindeki çocuğu, aşama aşama yeniden doğurup büyütebilen ve sıcak bir yuva yaratan insan ancak yetişkin olabilir.
Bir çocuk sevgi ve hoşgörüyü annesinden yeterince alıp , babasından da doğru rehberlik ve saygı görebildiyse, onun yetişkin olması diğerlerine nazaran daha kolay olacaktır.
Peki ya dışımızdaki biyolojik ailemizden bu desteği ve ortamı tam olarak görememişsek ne olacak?